SÜVARİ REFİK AKDOĞAN

BİR DENİZ EMEKÇİSİ SÜVARİ REFİK AKDOĞAN

Düşünün 1926 doğumlu bir gençsiniz , liseyi bitirmişsiniz size memleketinizde maliyede çok cazip bir iş teklif ediliyor ama siz üniversite okumak için yollara düşüyorsunuz. Tıp okuyacağım diye yola çıkıp Yüksek Denizcilik Okulu’nu bitirip denizde çalışmaya başlıyorsunuz bundan sonrası tam bir adanmışlık ve ömrünüzü denizciliği öğrenme ve öğretmeye adıyorsunuz. Kolay bir şey değil, bu zoru başaran yaşayan değerlerimizden birisi sevgili Uzakyol Kaptanı Refik AKDOĞAN. Onu kitapları ile zaten denizcilik camiası yeterince tanıyor. Ben kendisi ile otuzyedi yıl yaş farkına rağmen “arkadaş” olabilme şansına erişmiş biri olarak bu makaleyi yazmayı bir görev bildim, yazmasaydım gerçekten bir eksiklik olacaktı benim içimde.

Refik Kaptan ile yolumuz tahmin edebileceğiniz gibi yazdığı onlarca kitaplarından biri nedeni ile kesişti.  1990 lı yılların ortalarındayız, bir yandan gelen yoğun gemilerin  dokümantasyonel işlemlerini yetiştirmeye çalışıyoruz.  Diğer yandan üstadımız Piyer KALOMENİ bizlere birşeyler öğretebilmek için İzmir den Istanbul’a sıklıkla geliyor , her dakikası yeni konular hakkında  bilgilenme ile geçiyor.  Bazı konular ve terimleri  birlikte araştırıyoruz, doğrusunun ne olduğunu anlamak için kaynak araştırıyoruz. Konumuz IMO (International Maritime Organisation) olunca yaygın kullanım hali olan “IMCO”  nun (maalesef günümüzde hala yaygın olarak yanlış ile kullanılmaktadır) aslında güncel olmadığı, doğrusunun IMO olduğunu öğreniyoruz ama bunu bir belge ile kanıtlamamız, ikna olmamız gerekiyor.  İşte o noktada değerli bir meslektaşımız bize Kaptan Refik AKDOĞAN’ın “Deniz Ticareti” adlı kitabından bahsediyor. Ama kitabı bulmak ne mümkün, her yeri araştırdık kitap bulunamıyor. Bu durumda bende Refik Kaptan’ın iletişim bilgilerine zorda olsa ulaştım ve kendisine telefon ettim. Konu öğrenmek ve kitap olunca inanılır gibi değil ama kitabı yanına aldı, ofisimize bizi ziyarete geldi ve kitabı imzalayarak bize teslim etti.  İşte sevgili Refik Kaptan’ı biz böyle tanıdık. Şimdi doksanbir yaşında ama yine son derece enerjik ve verimli , hep yeni birşeyler öğrenme ve öğretme çabasında hayatına devam ediyor, kendisine uzun ve sağlıklı yıllar dileyerek yazıma devam etmek istiyorum.

Refik Kaptan ile uzun yıllardır iletişimimiz hiç kesilmeden devam etti. Ama her karşılaşmamızda hep ellerim  dolu dönmüşümdür. Bir bakarsınız yıllar önce basılmış bir kitabından , bir bakarsınız baskıya hazırladığı yeni bir eserinden haberdar olursunuz.

Refik Kaptan’ın en büyük üzüntüsü ne Osmanlı zamanında ne de Türkiye Cumhuriyeti zamanında şimdiye kadar ticaret gemiciliğinde ülkemizin yeterince gelişemeyişidir. Bu konuda bir sohbet açarsanız buna dair tespit ve eleştirilerinin sonu gelmez. Üç tarafı denizlerle çevrili ülkemizde ticaret gemiciliğinin gelişemeyişine çok ciddi tespitlerle değiniyor. Sonra Deniz Nakliyati T.A.Ş. yılları ve o yıllardaki çabalardan i,  bu değerin içinin nasıl boşaltıldığından bahsetti.

Bir gün Refik Kaptanı evime davet ettim. Kendisi ile kamera karşısında “denizcilik” hayatını konuşacağız ve bunları kaydedeceğiz. Memnuniyetle kabul etti ve tam altı saat müthiş bir enerji ile sorularıma yanıtlar verdi. Sohbetimiz bitti ve aklıma bir türkünün dörtlüğü geldi ;

Bir insan ömrünü neye vermeli

Harcanıp gidiyor ömür dediğin

Yolda kalanda bir , yürüyende bir

Harcanıp gidiyor ömür dediğin

Evet biz insanların hayatları başlıyor ve tükeniyor. Ama bu ömrü bencillikle yaşamamak, bir yerlere –kimselere dokunmak, karşılık beklemeden fayda sağlamak ya da bunların tam tersi. Refik Kaptan hayatı dolu dolu yaşıyor ve her zaman faydalı olma, bir şeyler üretme kaygısı ile hareket ediyor.

2008 yılında meslek yaşamının altmış yılı dolunca Refik Kaptan oturup yazmaya başlıyor ve çalışmanın adını “60 YILIN HESABI” koyuyor. Orada aynen şöyle ifade ediyor rahatsızlık ve mutsuzluğunu

“Her şey sanki daha dün gibi, bir rüya gibiydi ama gelip geçmedi bir türlü. Altmış yıl sanki büyük bir yükmüş gibi göğsüme öyle bir oturdu ki bana nefes aldırmıyor. Boğulacak gibi oluyorum Türk Deniz Ticaret Filosu’nun çökmüş, bitmiş ve sanki yokmuş gibi can çekiştiğini ömrümün son yıllarında görürken. 1990’lı yıllarda on beş milyon dwt’u, 2000’li yıllarda yirmi milyon dwt’a çıkarmak için nutuklar atarken, hesaplar yaparken şimdi ne oldu da yedi buçuk milyon dwt’da tutunabilmek için umutsuz çırpınışlar içine düştük? IMO’nun alaca karanlık kuşağından beyaz bölgeye geçmek için yapılan çalışmaların bizi gene karanlıkların içine doğru atacağını düşünürken nerede yanlış ya da yanlışlar yaptığımızı bulmak için yazmak istedim. Daha doğrusu hesap vermek istedim. Vicdanım bana hep şunu soruyordu durmadan:”Bu fakir, fukara millet seni dört sene okuttu, yedirdi, giydirdi en iyisinden. Buna karşılık peki sen ne yaptın Türk Deniz Ticaret Filosunu yükseltmek ve yüceltmek için ne yaptın?”

Evimizde bize misafir olduğundaki sohbetimizde ikinci dünya savaşı ve Alman- Sovyet uçaklarının çatışmaları ve Alman uçaklarının Trabzon’a inmeleri, pilotların adeta kahramanmışlar gibi omuzlarda taşınmasını anlatmıştı. “Ama kimse Nazi’lerin böylesine insanlık düşmanı olduklarını hiç kimse bilmiyorduki, bizler onları kahramanlar olarak biliyorduk” demişti. Başka kaynaklara bakınca da gerçekten Nazi hayranlığının o yıllarda ülkemizde yaygın olduğunu hatta naziler zafer kazanınca mecliste alkışlandıklarını öğrenecektik.

İkinci dünya savaşı sonrası yıllarda Refik Kaptan Almanya’ya seferlere gidiyor ticaret gemileri ile. Savaşın nasıl bir büyük insanlık suçu, affedilemez bir vahşet olduğunu oradaki tanıklıkları ile anlatıyor. Erkeklerin büyük çoğunluğu savaşta yitirilmiş, aileler parçalanmış, kadınlar geride kalanları hayatta tutabilmek için mücadele veriyorlar. Bu arada hayata tutunmak pahasına insanların kendilerinden verdikleri ödünler, kabul edilemez yaşam seçenekleri Refik Kaptan’ın içini çok acıtmış. Refik Kaptan’ın savaşı ve savaş bezirganlarını lanetleyişi müthiş etkiliyor beni ve aklıma bir türküden şu dörtlük geliyor;

Bu Dünya Doludur Dolu Nimeti
İnsanlığın Huzur Barış Cenneti
İnsanlığa Hizmet Bunca Serveti
Silahlar Yaparak Kâr Demesinler

Refik Kaptan’ın onlarca yayınlanmış kitabı bulunmaktadır. Paraya hiç secde etmemiş, oturduğu evi büyük zorluklarla almış. Kazandığı paranın geri kalanını yazdığı kitapların yayınlanmasına harcamış. Bundan dolayı hiçbir pişmanlığı olmadığını gururla söylüyor.  Yüksek Denizcilik Okulu’nda okurken o yokluk yıllarında kendilerine verilen yemeklerin kalitesi ve çeşitliliğini hiç unutamamış. Bu vefa borcudurki her fırsatta ülkesine ve ülkesinin denizciliğine hizmet etme aşkı ile yaşamaktadır. Ama vefasızlık denince bu konuda yüreği burkuluyor.  Orhan Veli’nin şiirinde dediği gibi;

Bilmezler yalnız yaşamayanlar,
Nasıl korku verir sessizlik insana;
İnsan nasıl konuşur kendisiyle;
Nasıl koşar aynalara,
Bir cana hasret,
Bilmezler…

Refik Kaptan kendisine ulaşmak isteyenleri asla boş çevirmiyor, arandığında çok mutlu oluyor. Kendisi gibi değerlerin ihmal edilmemesi onları tanıyanların görevidir bence.  Uzakyol Kaptanı Sayın İbrahim KONTAYTEKİN bu değerli deniz emekçilerini Arkas Denizcilik adına İzmir de ağırlamak için Nisan 2017 için bir program yapmıştı, davetliler arasında Refik Kaptan’da vardı. Fakat sevgili üstadım Piyer KALOMENİ kendisini sabırsızlıkla İzmir’e beklerken programa katılamadığını öğrendim. Piyer Bey’in ricası ile Refik Kaptan’ı aradım, maalesef hayat arkadaşının sağlık sorunları nedeniyle gidememiş, çok üzgün olduğu anlaşılıyordu.

Evet denizcilik sektöründe yıllarca çalıştım ama ne yazık ki kendime “denizci” diyemiyorum. Fakat bu deniz emekçilerinden çok şey öğrendim. Ne zaman  neye ihtiyacım olduysa bu “gerçek denizciler” hiç tereddütsüz ve mütevazı bir şekilde bana yardımcı oldular. Sanırım bu yardımlaşma ruhu ve mütevazı kişilikleri onlarda bir kültür. Denizin tehlikeleri, zorlukları kendilerinde yardımlaşma, dayanışma ve mütevazı olmayı yaşam biçimi haline getirmiş.

En son değerli akademisyen dostum Sayın Murat KORALTÜRK ile kendisini ziyaret ettik. Eşsiz güzellikle bir sohbet ettik saatlerce. Ama hep denizcilik konuştuğumuzu sanıyorsanız gerçekten yanılıyorsunuz. Bir ara AŞK üzerinede konuştuk. Ama bunlar bizde saklı kalacak, kendisine söz verdik.

Evimizdeki sohbetimizde tam altı saat konuştuktan sonra kendisine ; “Refik Kaptan denizcilikten çok konuştuk, birazda aşktan konuşalım” dedim.  Refik Kaptan; “Hangi aşktan konuçacağız Ahmet? “ dedi. Ben ; “Senin gençlik aşklarından Kaptanım” dedik. Refik Kaptan ise: “Ahmet bak eşin karşında ve kamera önünde , kamerayı kendine çevir önce seninkileri anlat , devamında bende benimkileri anlatacağım, söz” diye harika bir yanıt verdi.

Can Yücel  “Aşk olsun sana çocuk , aşk olsun “ diyordu ya bir şiirinde , bende Sevgili Refik KAPTAN’a “Aşk olsun sana ve senin gibi bilge deniz emekçilerine, aşk olsun” diyor kendisine sağlıklı bir yaşam diliyorum

Bir cevap yazın